30/7/2008 · Kategori: INCELEME
Onunla ilk kez orta doğuda karşılaştım
Eski halinden uzak harap olmuş bir şehirde
PMC ve milislerin arasındaki amansız bir güç oyununun ortasında
Savaşın bir mal ya da paketlenmiş yiyeceğe
Savaş alanının ise kanla ticaret yapılan bir pazara dönüştüğü bir zamanda
Sadece O kendi sebepleriyle savaş alanındaydı.
Yaşlı savaş köpeği!
Solid Snake
Bir zamanlar dünyayı kurtarmış bir kahramancasına önünde eğildiğin
Şimdiyse onu yok olmaya sürüklemekle lanetlenmiş bir adam
Savaşın hüküm sürdüğü bir hayatın yorgunluğuyla yaşlı adam silahını kuşanır
Ve lanetlenmiş nesline ait dünyayı temizlemek ve günahlarının kefareti için savaşır.
Bırakın da size bu yaşlı adamı ve geçmişindeki gölgeleri anlatayım.
Açıkçası Solid Snake ile tanışmamız onun belki de oyun dünyasında son kez yer aldığı bu yapımla oldu. Bunu önceden belirtmeliyim çünkü oyunu ilk aldığımda yazarken hem serinin takipçisi insanların hoşuna gitmeyecek şeyler yazma olasılığım olduğunu düşünüyordum. Diğer yandan çok seveni olmakla birlikte Kojima’nın oyun anlayışını çağdışı olarak da nitelendiren insanların da var olması beni ilk bakışta Araf’da kalmış objektif bir incelemeyle karşınıza çıkmaya itse de birkaç paragraf yazdıktan sonra oyunun özüne ters düştüğüm hissine kapılmama neden oldu. Metal Gear Solid 4: Guns of the Patriots doğası gereği nötr olarak incelenemeyecek bir oyun. Hissettirdiği duyguların ve deneyimin artı ya da eski kutuplarda olduğunun hiç önemi yok; tartışmasız bu düzlemin hayal edilebilecek en uç noktalarında olduğu kesin. Oyun dünyasındaki kariyerim boyunca böyle bir dünyanın yükünün altına girebilecek ve koridorun sonunu görebilecek tek karakter tanıyorum.
Old Snake ile ilk tanışmamız diski konsola takmamın hemen ardından gerçekleşti. Günahlarının yüküne hastalığının yıprattığı bedeniyle karşı koymaya çalışan bir adam. PlayStation 3 ön yüklemesini yaparken ekranın bir köşesinde sakince paketten çıkardığı sigarasını yakıp derin derin içerken daha önce hiçbir oyunda bir karakterle bu kadar uzun süre göz göze geldiğinizi, bu kadar detaylı gözlemleyip benimsemediğinizi fark ediyorsunuz. Yapımcı beş ana bölümden oluşan oyunda bölüm aralarında ara yüklemeler yapan farklı bir sistem kullanıyor.
Bu ilk tanışma benim için aynı zamanda sadece o her zaman güzel oyunlar için söylediğim sıradanlaşmış “sıra dışı deneyim” yakıştırmasından farklı, daha önce hiçbir oyunda hissetmediğim yoğunlukta bir dünyaya çekti. 22 saatlik soluksuz geçen bu yolculuk size yirmi seneyi devirmiş serinin Snake'e veda edeceği(?) son demlerden kesitleri oynamanın yanı sıra hikâyenin öncesine de ait olan soru işaretlerinin büyük kısmına ışık tutuyor. Bunu yapmak için oldukça uzun diyaloglar ve ara sahneler kullanılmış. Bazen dakikalarca süren bu ara videolar ve sahnelerdeki anlayış oyunun yapım aşamasında güdülen sinematik kaygının daha önce hiçbir oyunda olmadığı kadar belirgin hissedilmesini sağlıyor. Kojima ve takımı bunu gerçekleştirirken ellerindeki 50 GB data saklayan çift katmanlı blu-ray diskinin büyüsüne kapılıp bu büyük alanı rahatça yüksek çözünürlüklü videolarla doldurarak göz boyayabilirdi. Ancak oyun içerisinde gördüğünüz her bir sahne gerçek zamanlı oyun motoru kullanılarak üretilmiş oyun içi görüntülerden oluşuyor. Geliştirdikleri sağlam oyun motoruna çok güvenen yapımcılar karakter çizimleri ve kamera açılarına eşlik eden ve uzak ara gördüğümüz en iyi çevresel ses ve müzik deneyimiyle bu bütünü tamamlıyorlar. Bu uzun aralıkların aksiyon severleri sıkabileceği düşünülerek videolarda kullanıcının kontrol edebildiği kamera açısı kontrolü ve flashbackler ile zenginleştirilmiş.
Sadece hikâyenin öncesi değil son oyundaki ilerleyişi hakkında bile tek başına konuşulacak çok şey olsa da son yapının konusu kısaca şu şekilde gelişiyor. Solid Snake'in genetik ikizi Liquid, Patriot'ların egemenliğinde dünyada hüküm süren savaş ekonomisini yok edip yerine tüm dünyayı kontrol altına alabileceği bir kaos ortamına sürüklemek için harekete geçer. Savaş ekonomisi ve nano teknoloji artık sadece silahlarda değil askerlerin kanında dolaşmakta bu sayede kendi dinamiklerini kontrol edebilen bir oyuna dönüşmüştür. Solid Snake ise hızla yaşlanmasına neden olan ölümcül hastalığına rağmen son görevinde bu büyük komplo teorisini göçertmek üzere harekete geçer.
Hikâyenin özellikle oyunun ilerleyen bölümlerinde sadece serinin değil, ilerledikçe zaman zaman takip etmekte zorlanacağınız seviyelere ulaşan karmaşıklıktaki zirve noktasına lineer bir çizgiyi takip ederek ulaşıyor. Ancak film tadındaki sürükleyicilik seriyi ilk kez oynasanız dahi sizi oyuna sıkıca bağlıyor. Şu günlerde Time'ın bile kapak konusu haline gelen oyunların sinema endüstrisine ne kadar ciddi bir rakip olduğuna gösterebileceğiniz en güçlü kanıt karşımızda duruyor.
Duyularınızı okşayan dramatik hikâye küçük dokundurmalar ve esprilerle aynı zamanda eğlenceli bir deneyim de sunuyor. Özellikle disk değiştirme esprisi ve Dual Shock 3'e özel titreşimli sihir esprisindeki incelik Kojima'ya özgü oyun anlayışını yansıtıyor.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
30/7/2008 · Kategori: INCELEME
A slına bakarsanız BioWare’in geçmişini ve oyunlarını anlatan uzun bir paragraf ile girmeyi planlıyordum. Bir ‘BioWare oyunu’ olmanın niteliklerinden, içerdikleri kendilerine has özelliklerinden bahsetmeyi düşünüyordum. Ama bu içimdeki tatminsizlik, beklentilerin (yüksek beklentilerin) karşılanmaması, birkaç saat önce bitirdiğim oyunun gerçekten söyledikleri kadar iyi olmayışı benim o tarihsel mizahı yapmamı engelledi. Sahip olduğum bu burukluk ise firmaya ve oyunlarına karşı olan saygım ve sevgimden kaynaklı. O yüzden bu yazı daha çok 'dostun dostu eleştirmesi' gibi algılanmalı.
Bildiğiniz gibi Mass Effect’in ilk ziyareti 2007 yılında, 360 platformunda gerçekleşti. Aradan geçen yaklaşık bir senenin ardından Demiurge Studios tarafından PC’ye port edildi. Öncelikle yapımın bu yönüne bakmakta fayda var. Bir port olarak Mass Effect, sözde '
Yapımın PC'ye gelmesi, hayliyle kontrol sistemini de etkiliyor. Demiurge Studios, 360 kullanıcılarını kıskandıracak çok başarılı ve efektif bir kumanda sistemi sunuyor bize. Mouse kullanımı sayesinde,bir aksiyon-rol yapma oyunu olan Mass Effect'de hem çok daha başarılı nişan alabiliyor, hem de bize sunulan kullanıcı ara yüzünü sağlıklı bir şekilde kullanabiliyoruz. PC'in klavye nimetlerinden yararlanılması için de 1-9 arası numaralara iliştirebileceğimiz kısa yollar da eklenmiş. Bu sayede aksiyona ara vermeden hamleler yapmak mümkün. Teknik konunun ses tarafı da Mass Effect'i ayakta tutan en büyük etkenlerden. Filmleri aratmayacak onlarca farklı seslendirme, Jack Wall ve Sam Hulick'in elinden çıkmış sürükleyici müzikleri ile BioWare'in her yeni yapımda daha da profesyonel olduğunun açık bir göstergesi.
Işık hızı, gerek şu an gerekse geleceğimiz için bir hayal. Zaman kavramının yokolma kesinliği nedeniyle böyle bir teknolojinin gelişmesi de ancak oyunlarda ya da filmlerde çıkıyor karşımıza. Hikaye yönünden Mass Effect’de bu kategoriye giriyor. Tabii ki tüm hikayeyi 'ışık hızının keşfi' diye tanımlamak çok büyük haksızlık olur. BioWare, belki de günümüze kadar yapılmış en yaratıcı ve etkileyici bilimkurgu dünyalarından birini yaratmış. Aslında geçtiği yer olarak hepimizin en azından bir kez duyduğu bir yer; Samanyolu, ya da bir diğer deyişle Milky Way (Hera'nın Herkul'u emzirmesi sırasında tüm gökyüzünün süte bulanması ve ardından ona verilen ad). Şu anda elimizdeki teknoloji ile evrenin %1'inden çok daha azını keşfedebildik. Mass Effect'in geçtiği 2183 yılında da yalnızca %1'i keşfedilmiş durumda. Bu %1'lik alanın ziyaret edilmesi de, insan ırkının 2156 yılında, çok gelişmiş bir yaratık ırkının eseri olan ve Mass Relay olarak adlandırılan bir sistemin bulunması ile gerçekleşiyor. Bu sistem, uzay gemilerine Faster Than Light'a (Işık hızından daha hızlı) ulaşma imkanı sunuyor. Bu sayede birbirinden farklı ırkların, onların gezegenlerinin ve kültürlerinin keşfedilmesine ve zaman içerisinde ortak yaşamın başlanmasına olanak sağlıyor. Bu ortak yaşamın ilerleyişi sırasında, düzenin ve adaletin sağlanması için de, yine gelişmiş yaratık ırkının bir eseri olan Citadel'de her bir ırkın(insanlar hariç) bir temsilcisinin bulunduğu özel bir konsül oluşturuluyor. İnsan ırkının tatmin olmayan, zayıf ve basit olarak gösterildiği böyle bir evrende, bazı şeylerin değişmesinin zamanının artık geldiğine inanan, kimse farkında olmasa da tüm ırkların belki de tek çaresi olacak bir karakteri canlandırıyoruz, Commander Shepard. Entrika ve sürprizlerle dolu olan hikayesinden daha fazla bahsetmek istemiyorum çünkü spoiler olacak bir hayli çok malzeme mevcut. Eğer içinde bulunduğunuz evren hakkında daha ayrıntılı bilgi istiyorsanız Mass Effect Wiki'yi ziyaret edebilirsiniz.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
30/7/2008 · Kategori: INCELEME
K endinizi yanan bir binanın içinde hayal edin. Buradan kurtulmak için can havliyle balkona çıkıyorsunuz. Pervazdan pervaza atlayıp, bir an önce alevlerden kurtulmaya çalışıyorsunuz. Ancak birden bina çökmeye başlıyor. Üzerinize yanan bina parçaları yağmaya başlıyor. Kaçacak hiçbir yeriniz yok, tek çare bir elektrik kablosuna tutunmak. Kabloyla yukarı çıkıp, kaçmaya çalışırken, birden onun da yavaş yavaş bulunduğu yerden koptuğunu görüyorsunuz. Kurtulmak için çabaladıkça, kablo sizi aşağıya doğru atıyor. En sonunda kablo kopuyor, şans eseri bir odaya düşüyorsunuz. Ancak oda alevler içerisinde. Hayatta kalmak için bir başka bulmaca daha. Artık efsane haline gelen Alone in the Dark son oyununda, bu heyecan ve korku ortamını sonuna kadar yaşamanızı sağlıyor. Üstelik bu yanan binadan kaçma bölümü, oyunun sıradan yerlerinden birisi. Korku severler için, hiçbir film ya da kitapta tecrübe edemeyecekleri maceralar bu oyunda. Bu yeni nesil Alone in the Dark, oyuncuları senaryosu kadar, yarattığı gerçekçi ortamlarla da korkutmayı hedefliyor. İlk olarak 1992 de başlayan seri büyük beğeni toplayınca, 16 yıllık macerasına 5 oyun ve bir de sinema filmi sığdırdı. Seri genel olarak doğaüstü olayların içerisinde kalmış insanların, hayata kalma macerasını anlatıyor. Hayatta kalma üzerine korku oyunlarının atalarından birisi olan, Alone in the Dark, aynı zamanda kendine has bulmacalarıyla, oyuncuların zekasını sonun kadar sınıyor.
Serinin tüm bu akılda kalıcı özellikleri, yeni nesil Alone in the Dark oyununda da devam ediyor. Üstelik bu özelliklere
Oyun New York'da geçiyor. Oyunun yapımcılarından Hervé Sliwa geceleyin New York'da dolaşırken şehrin korkutuculuk potansiyelini görmüş. Özellikle geceleyin, Central Park'ın adlığı hal Sliwa'yı çok etkilemiş. Bu yüzden projenin burada geçmesine kara verilmiş.Eden Games stüdyoları, şehri en iyi şekilde yansıtmak için, uzun süren bir araştırma içine girmiş. Yapım ekibi şehrin içinde binlerce fotoğraf çekmiş. Film ekibi gibi oyunun içerisinde geçen mekanları özenle seçmişler. Özellikle şehrin tarihi geçmişini araştırıp, yeni Alone in the Dark için kullanabilecekleri gizemli olayların üzerinde durmuşlar. Oyunun senaristlerinden biri ise özellikle Kardeş Gibiydiler (Sleepers) filmiyle tanınan yazar Lorenza Carcaterra. Kısacası oyunun en önemli karakterlerinden biri New York şehri olmuş. Kısacası oyuncular bu şehrin tüm karanlık yönlerini görebilecek. Yapımcı ekip ise, ilk Alone in the Dark'ın büyük hayranları.
Her şey sağ kalmak için
Oyun bir oda içerisinde başlıyor. Karakterimiz yattığı yerden pek de tekin gözükmeyen tipler tarafından kaldırılıyor. Hala şuuru yerinde olmayan karakterimiz, boş gözlerle etrafa bakarken bir yandan da içeride insanlar anlamadığımız bir konu hakkında konuşuyorlar. Taşlar, eski yazıtlar ve onların vereceği güç hakkında diyaloglar geçiyor. Bu sırada yönettiğimiz karakter etrafı tam olarak göremiyor. Böylece oyunun ilk yeniliklerinden birini keşfediyoruz. Alone in the Dark'ın gerçekçilik çizgisi nedeniyle, fazla ışıktan karakterin gözleri kamaşınca, ya da başından akanlar nedeniyle görüş alanı da bulanmaya başlıyor. Bunun için yapımcılar oyuna, göz kırpma özelliği koymuşlar. Görüntü bulanıklaşınca bir süre gözleri kapatmak gerekli. Bir süre şuursuzca dolaştıktan sonra karakterimiz, nihayet bir ayna buluyor ve kendini görüyor. Buradaki kısa videodan karakterin hafızasını kaybettiğini anlıyoruz. Ancak bu sırada garip bir şeyler olmaya başlıyor. Yer sarsılırken, duvarlarda hareket eden canlı çatlaklar oluşuyor. İçinde bulunduğumuz bina artık güvenli değil. Karakterimiz, kim olduğunu ve burada niçin bulunduğunu düşünmeden hayatta kalmak için mücadele vermeli. Bu andan itibaren tüm dünya ona karşı. Bu sayede oyuncular da şimdiye kadar yaşamadıkları bir tecrübeye tanık olacaklar...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
30/7/2008 · Kategori: INCELEME
| 5 üzerinden | Grafik 4 | Ses 4.5 | Genel 4 |
attlefield serisi artık bazı oyuncularında sıkça duyacağı ya da belli bir jenerasyona daha anlamlı gelecek bir oyun olmuştur her zaman. Bazıları oyunculuk hayatını sadece Battlefield oyunları üstüne kurmuştur. Abartılı gibi görünse de her zaman oyuncular açısından serinin garip bir çekiciliği olmuştur. Senaryoya bağlı değilsinizdir, multiplayer olarak saatlerce oynayabilirsiniz, birçok araç kullanabilirsiniz, dilediğiniz silah ile aksiyona dalarsınız diye pek çok özellik sıralanabilir. Bugüne kadar tüm seriyi oynamış biri olarak, yeni oyunumuza geçmeden önce favorimin Battlefield 2 olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim. Bakalım PS3 ve XBOX 360 yolculuğunda Bad Company seride hak ettiği yeri bulabilecek mi?
Çarli ve Oskar ile Delta ovasına yolculuk..
Oyunumuz artık diğer Battlefield'lerin aksine tek kişi olarak oynayabileceğimiz bir senaryoya sahip. Oyunda babası Vietnam'da çarpışmış, büyük babası Nazi'ler ile mücadele vermiş ve başına olmadık işler açarak B. Company'ye şutlanmış bir yeni yetme, 222. taburdan Preston Marlone'u canlandırıyoruz. Oyun boyunca Haggard, Sweetwater ve Sarge bize eşlik edecek yardımcı karakterlerimiz. Haggard oyun boyunca size takılacak, kendini her zaman espri yapmak zorunda hisseden grubun en şamata ya da şapşal askeri. Bazukası ile en haşin çatışmalarda onu arayacağınızdan emin olabilirsiniz. Düşündüm de siz onu pek aramasanız daha iyi olur. Sweetwater daha çok size teknik anlamda yardımcı olacak Haggard kadar olmasa da ondan aşağı kalır yanı olmayan takım arkadaşınız. E bu kadar yetenekli gibi görünse de yeteneksiz bir grubun başında aklı başında bir adam da olması lazım o da komutanınız Sarge, size strateji konusunda yardımcı olacak. Grubun oyunun konseptine gayet uygun seçildiğini de belirteyim. Arkadaşlarınıza her hangi bir taktik veremeseniz de birçok yerde size yardımcı olacaklardır. Genelde birlikte hareket edeceksiniz ya da sizin arkanızı kollayacaklar.
Oyunun senaryosu Avrasya ortalarında Rus paralı askerleri ile çarpışmanızı ve 'Ulan bu devlete hizmet ettik de ne oldu? Bak bizi nereye şutladılar bu da yetmezmiş gibi bizi birde unuttular. Ben nasıl bu salakların altınlarının peşine düşmem' ana fikrini konu alıyor. Türündeki oyunların aksine daha özgün bir senaryo ile karşımıza çıkması B. Company'nin gerçekten biz dinozorları sevindiriyor. Her ne kadar bana Üç Kral ( Three Kings ) filmini anımsatsa da güzel.
tekbir sorun sadece ps3 için yapılması.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!